Yıldız Teknik Üniversitesi’nin dik yokuşlarından Barbaros Bulvarı’na doğru uğuldayarak inen dondurucu ekim poyrazı, Beşiktaş rıhtımındaki ahşap iskeleleri ve Boğaz’dan geçen dev tankerlerin siren seslerini birbirine karıştırırken, Beşiktaş’taki bir ticaret meslek lisesinin son ders zili gürültüyle çaldı. On yedi yaşındaki Tuğçe, okul ceketinin üzerine giydiği lacivert kaşe montun düğmelerini sıkıca ilikleyip ağır sırt çantasının askılarını omuzlarında düzeltti. Sınıf arkadaşlarının Çarşı içindeki kafelerde oturup sıcak çikolata içme davetlerini nezaketle geri çevirerek, adımlarını Barbaros Bulvarı üzerinde yer alan, XIX. yüzyıldan kalma restore edilmiş iki katlı tarihi kargir bir binadaki uluslararası denizcilik ve Boğaz geçiş emniyeti akreditasyon acentesine doğru hızlandırdı.
Tuğçe, yedi ay önce babasını Boğaziçi’nde kılavuz kaptanlık yaptığı sırada bindiği pilot botunun devasa bir kuru yük gemisinin dümen suyunda alabora olması sonucu kaybettikten sonra, kronik astım hastası annesi ve ilkokula giden küçük erkek kardeşinin tüm geçim yükünü sırtlanmıştı. Yıldız’ın dik ve rutubetli sokaklarından birindeki kiralık dairenin masraflarını ödemek, annesinin her ay yenilenen oksijen tüpü dolumları ile kardeşinin okul masraflarını karşılayabilmek için hafta içi her gün ders bitiminde bu acentede akşam sekreteri ve gemi trafik emniyeti arşivi tescil kayıt personeli olarak çalışıyordu.
Büro; taze filtre kahve kokusu, denizcilik haritası paftaları, klor gazı solüsyonları ve yüksek hızlı geniş format tarayıcıların ritmik vızıltısıyla kaplı son derece vakur, kurumsal ama yüksek tempolu bir mekândı. Tuğçe’nin görevi; Londra ve Piri Reis merkezli uluslararası denizcilik enstitülerinden gelen Boğaz gemi trafik akış ve akıntı analizi raporlarını sisteme işlemek, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü onay dosyalarını kodlarına göre klasörlemek, gelen uluslararası kuryeleri karşılayarak radar emniyet sertifikalarını teslimat defterine kaydetmekti. Saatlerce ekran karşısında knot cinsinden akıntı hızlarını, tonaj katsayılarını ve uluslararası tescil numaralarını doğrulamaktan göz pınarları kurur, topuklu ayakkabılar içinde ayak tabanları sızlar ve dev rulo pafta klasörlerini üst raflara taşımaktan kolları ile sırtı ağrırdı.
Tuğçe’nin en büyük arzusu ise İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi’ni kazanıp Boğaz trafiğini güvenli kılan vizyoner bir deniz ulaştırma mühendisi olmaktı. Sekreterlik masasının altındaki çekmeceye YKS Sayısal özet kartlarını ve Fizik-Matematik ders föylerini gizlice yerleştirmişti. Bir yandan dahili telefon hatlarını yönlendirip kurye zimmetlerini yaparken, göz ucuyla çekmecedeki vektör analizi, akışkanlar mekaniği ve türev sorularını zihninden çözüyordu. Arkadaşları evlerinde rahatça test çözerken, o, klavye tıkırtıları ve dev seyir haritalarının ortasında geleceğini tırnaklarıyla kazıyordu.
O akşam, İstanbul Boğazı’ndan geçiş yapacak uluslararası ham petrol tankerleri için Londra’daki Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (IMO) gönderilecek yetmiş beş parçalık Acil Boğaz Geçiş Akreditasyon Dosyası’nın taranması, numaralandırılması ve e-imza portalına yüklenmesi son ana kaldı. Şirketin kıdemli operasyon sekreteri acil bir radar tespiti için Rumelifeneri sahasına gidince, tüm tarama, kontrol, kodlama ve arşiv yükleme işi Tuğçe’nin omuzlarına bindi. Gece saat onu geçtiğinde elleri kâğıt kesiklerinden sızlamaktan hissizleşmiş, bacakları yorgunluktan titriyordu. Taş binanın ağır kapısını kilitleyip Beşiktaş İskele Durağı’na doğru yürürken cebindeki günlük yevmiyesi ve çantasındaki bitirilmiş test fasikülüyle İstanbul’un dondurucu gecesinde kendi geleceğini inşa etmenin gururunu taşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.