İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Genç Çıtır Escort Zeynep

Teslim saatine son birkaç dakika kala sergi salonuna ulaşan Zeynep, eserini jüri üyelerinin karşısına çıkardı. Sunumunda yaşadığı kazayı ve sedef panosunun kırıldıktan sonra akik ve pirinç telleriyle kazandığı bu yeni ruhu anlattı. Jüri üyeleri, eserin üzerindeki bu özgün teknik restorasyona ve genç kızın pes etmeyen iradesine hayran kalarak çalışmayı birincilikle ödüllendirdi.

Nisan ayının yağmurlu ve serin bir sabahında Haliç’in nemli rüzgârı Zeyrek Camii’nin (eski Pantokrator Manastırı) tarihi taş duvarlarına çarpıp Fil Yokuşu’nun dik ve dar arnavutkaldırımlarında uğuldarken; Zeynep kucağındaki ağır abanoz ağacı bloklarını, sedef kakma keskilerini, bağa (kaplumbağa kabuğu) plakalarını ve ince gümüş telleri düşürmemek için Büyük Karaman Caddesi’ne doğru nefes nefese tırmanıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü öğrencisi olan Zeynep, Osmanlı sedefçilik sanatı ile Zeyrek’in Bizans ve Osmanlı mirası ahşap mimarisini harmanlama sevdasıyla Gaziantep’ten İstanbul’a gelmişti. Zeyrek’in arka sokaklarında, tavanından kışın soğuk hava sızan ve merdivenleri her adımda gıcırdayan iki odalı ahşap bir çatı katında yaşıyor; akşamları Fatih’teki küçük bir sahaf-kitabevinde paketleme yapıp yerleri silerek hem ev kirasını çıkarıyor hem de nadir abanoz kütükleri, doğal gümüş teller ve gerçek okyanus sedefleri için para biriktiriyordu. O gün, hayatının en büyük akademik dönüm noktası sayılan uluslararası bir el sanatları ve restorasyon sergisinin eser teslim günüydü. Zeyrek’teki restore edilmiş tarihi bir konakta düzenlenecek "Zeyrek’in Taşları ve Sedefin Parıltısı" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, abanoz ağacına gümüş teller çakıp içini sedef ve bağa parçalarıyla bezediği devasa "Zeyrek Sarnıcı ve Haliç Silueti" sedef kakma çekmece panosunu jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem Japonya’daki Kyoto Geleneksel Zanaatlar Sanat Enstitüsü’nde iki yıllık burslu uzmanlık eğitimi imkânı kazanacak hem de aylardır biriken malzeme ve kiralama borçlarını kapatabilecekti. Günlerdir keskilerle ağaç oymaktan el ayaları nasır bağlamış, ince gümüş teller bükmekten parmak uçları su toplamıştı.

Ancak Fil Yokuşu’nun en dik virajında ilerlerken, mahalle arasındaki eski bir ahşap binanın restorasyon iskelesinden yerinden sökülen ağır bir kalas parçası gürültüyle Zeynep’in hemen yanına düştü. Anlık bir dehşetle Kenardaki taş duvara doğru sıçrayan Zeynep’in ayağı, kaygan ve ıslak taşlarda kaydı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki ahşap muhafaza kutusu elinden fırlayarak merdiven köşesindeki demir su vanası muhafazasına çarptı. Kutudan fırlayan o narin sedef kakma pano sert zemine vurarak çatırdayarak ikiye yarıldı; üzerindeki ince gümüş teller yerinden söküldü, haftalarca milim milim gömdüğü okyanus sedefleri sokağın kenarındaki çamurlu su birikintisine saçıldı.

Zeynep, dizlerindeki kanamanın ve ellerine batan ahşap ve sedef kıymıklarının acısını hissetmeden, çamurlu suyun içinde dağılan sedef parçalarına ve yarılan abanoz panosuna bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Kyoto hayalleri saniyeler içinde o soğuk sokağın ortasında yok olup gitmişti. Ağlamaktan göğsü sıkışan genç kız, Zeyrek’in bu rüzgârlı ve taş yokuşlu sokağında ne kadar çaresiz kaldığını felt etti.

O sırada sokağın hemen başındaki eski bir ahşap restorasyon atölyesinden çıkan, Zeyrek’in elli yıllık emektar sedef ve kalemkâr ustası "Emin Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Zeynep’in çaresizce sedef parçalarını toplamaya çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına gomalak cila ve ahşap kokan önlüğünü örterek dumanı tüten kütük sobasının yandığı atölyesine götürdü.

Emin Usta, Zeynep’e dumanı tüten bir bardak sıcak çay uzattıktan sonra yarılan abanoz panoyu inceledi. "Ağaç yarılır, sedef dökülür ama ustanın sabrı tükenmez kızım," dedi babacan bir sesle. "Eski Antep ve İstanbul sedefkârları çatlayan abanozu çöpe atmazdı; yarık hattının içine erimiş kurşun ve erimiş kehribar tutkalı akıtır, sökülen tellerin yerine parlak prinç ve kırmızı akik taşları gömerek o çatlağı eserin ana akıntı damarına dönüştürürlerdi. Sedefin yarası, ışığı en çok yansıttığı yerdir."

Emin Usta, raflardan erimiş kehribar reçinesini ve kırmızı akik taşı kırıntılarını çıkardı. Zeynep, ustanın rehberliğinde titreyen ellerini topladı; yarılan abanoz panoyu özel reçineyle kenetledi, çatlayan hatların arasına ince pirinç teller ve kırmızı akik taşları gömerek panoya büyüleyici bir "akik ve gümüş dokulu sedef Kintsugi" estetiği kazandırdı. Yarılan çatlak çizgi, Fil Yokuşu’ndan Haliç’e süzülen kızıl bir ışık damarına dönüştü.

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. kadikoygecerehberi.icukadikoygecerehberi.icu