Alaz, 19. yüzyıl Osmanlı dönemi Doğu Akdeniz musikisinde kullanılan antika kemançelerin (uzun saplı yaylı çalgı) kabak tekneleri, ceylan derisi göğüsleri ve sedef kakmalı abanoz kulaklarının restorasyonu üzerine uzmanlaşmış yirmi üç yaşında bir enstrüman konservatörüydü. Haliç’in eski fener, şifahane ve zanaat geçmişine yakın durabilmek için Balat’ta, Mürselpaşa Caddesi’nden Hızır Çavuş Sokak’a çıkan dar aralıktaki yüz on yıllık kâgir bir binanın yarı bodrum katını atölye-ev yaptı.
Alaz’ın zorluğu; hakiki Kızıldeniz sedeflerinin, ithal sıcak balık tutkallarının fahiş pahalılığı ve Haliç kıyısından bodrum katına çöken dondurucu rutubetin kemançenin göğsüne gerili ince ceylan derisini salıp akort tutmaz hale getirme riskiydi. Gündüzleri Balat Sahili yakınlarındaki antikacılarda parça başı koli taşıyor ve ambalaj işçiliği yapıyor, akşamları ise bodrum katındaki sarı masa lambasının altında büyüteç ve neşterle 1865’lerden kalma bir kemançenin dökülmüş sedef ve fildişi sap kakmalarını temizliyordu. Odasına gün ışığı girmediği için kışın taş duvarlardan sızan soğuk nem ellerini uyuşturuyor, neşterle mikron ölçekli yuvaları açarken parmaklarının titremesine neden oluyordu.
En büyük kriz, özel bir enstrüman arşivcisi için restore ettiği 1875 tarihli, gümüş tel ve sedef kakmalı nadide bir kemançenin teslim gecesinde yaşandı. Karayel fırtınası sırasında yokuştaki tıkalı rölanti kanalı patladı. Çamurlu tazyikli su Alaz’ın bodrum katındaki havalandırma penceresinden içeri taşarak çalışma masasının üzerine aktı. Su, doğrudan henüz organik tutkalı sertleşmemiş kemançe sapının ve gerili ceylan derisinin üzerine döküldü.
Alaz, dondurucu ve çamurlu suyun içinden enstrümanı saniyeler içinde kurtardı. Islanan özel tutkal çözülüp sedefler yerinden kayabilir, kurutulmuş ceylan derisi yumuşayıp parçalanabilirdi. Sırılsıklam halde evden çıkıp Sveti Stefan Kilisesi’nin (Dökme Demir Kilise) dış taş duvarlarının altındaki kapalı kemerin altına sığındı. Fırtına yüzünü keserken, yanında taşıdığı emici kurutma kâğıtları ve saf alkolle fener ışığı altında enstrümanın üzerindeki çamuru teker teker temizledi. Sabaha kadar tutkalı elle yeniden ısıtıp dökülmüş sedefleri baştan sabitledi. Ertesi gün kemançeyi pürüzsüz akustiği ve işçiliğiyle teslim ettiğinde, İstanbul’un soğuk suları onun sabrını ve zanaatını yenememişti.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.