Eylül ayının sonlarına doğru İstanbul’un üzerine çöken morumsu sis, Boğaz’ın sularını bir örtü gibi kaplarken Rüya, kucağında sıkı sıkıya tuttuğu cam kavanozlar ve kurutulmuş mercek kutularıyla Salacak Sahili’ndeki dik merdivenleri tırmanıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nde yüksek lisans yapan Rüya, Niğde’den bu devasa şehre teleskopik gökyüzü fotoğrafçılığı hayalleriyle gelmişti. Üsküdar’ın arka sokaklarında, tavanı Rutubetten kabarmış ahşap bir çatı katında yaşıyor; geceleri sahil kafelerinde garsonluk yapıp sabahları özel astrofotoğrafçılık dersleri vererek hem kirasını çıkarıyor hem de pahalı optik lenslerinin taksitlerini ödemeye çalışıyordu.
O gün, hayatının en kritik aşaması olan "İstanbul Ufuklarında Gece ve Astronomi" projesinin son çekim günüydü. Çamlıca Tepesi’ndeki seyir terasında düzenlenecek olan uluslararası bir uzay ve fotoğraf vakfı sergisine kabul edilmek için hazırladığı uzun pozlama karelerini teslim etmesi gerekiyordu. Eğer projesi kurul tarafından seçilirse hem yüklü bir araştırma bursu kazanacak hem de iki aydır biriken ev kirası ile lens borçlarını kapatabilecekti. Günlerce uykusuz kalarak, gecenin dondurucu ayazında Boğaz’ın en karanlık noktalarında gökyüzünü ve tarihi siluetleri kare kare kaydetmişti.
Ancak Salacak’tan Çamlıca’ya çıkan minibüse binmek için durağa doğru koşarken, sahil yolundaki beton ıslaklığında dengesini kaybetti. Aniden bastıran sağanak yağmurun kayganlaştırdığı taşların üzerinde feci şekilde kayarak yere kapaklandı. Kucağındaki koruma çantası kaldırımın sivri köşesine çarptı; haftalardır özel filtrelerle hazırladığı cam negatifler ve hassas açı ayarlı özel yapım objektif başlığı beton zemine sekerek parçalandı.
Rüya, ıslak asfaltın üzerinde, kırık cam parçalarının ve çamurlu suyun ortasında kalakaldı. Yüzlerce saatlik uykusuzluk, gece ayazında titreyen parmaklar ve kurduğu tüm gelecek hayalleri saniyeler içinde o çamurlu suyun içinde yok olup gitmiş gibiydi. Gözyaşları yağmur suyuna karışırken, bu binalarla kaplı koca şehrin onun hayallerini yutmak için her fırsatı kolladığını düşündü.
O sırada sahil yolundaki eski bir optik ve saat tamirhanesinin sahibi olan "Lensçi Nedim Usta", dükkânın camından kızın çaresizliğini fark etti. Hemen dışarı çıkıp Rüya’yı kolundan tuttu, omuzlarına kuru bir havlu örterek onu pirinç ve ince makine yağı kokan sıcak atölyesine götürdü.
Nedim Usta, dumanı tüten bir bardak ıhlamur uzattıktan sonra kırılan optik parçaları inceledi. "Cam kırılır kızım, ama bakış açısı kırılmaz," dedi babacan bir sesle. "İstanbul’un gökyüzünü buzlu camdan da baksan, kırık mercekten de baksan yine aynı yıldızlar parlar. Önemli olan senin o ışığı nasıl yakaladığındır."
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.