İrem, gıda mühendisliği mezunu, ancak alanında iş bulamadığı için Bayrampaşa’daki devasa sebze ve meyve halinde kalite kontrol elemanı olarak çalışan yirmi bir yaşında bir genç kızdı. Memleketinden kaçarak geldiği İstanbul’da, ailesinin baskısından uzak kalabilmek için ne iş olsa yapmayı kabul etmişti. Otogara yakın, Maltepe Mahallesi’ndeki eski bir apartmanın çatı katında, imkanları son derece kısıtlı bir odada yaşıyordu.
İrem’in mücadelesi; gecenin köründe başlayan fiziksel tükenmişlik ve halin o sert, gürültülü ve tamamen erkek egemen atmosferinde hayatta kalmaktı. Her gece saat iki de uyanıyor, Otogar çevresindeki karanlık ve tekinsiz sokaklardan geçerek hal binasına yürüyordu. Eksi beş derecedeki soğuk hava depolarında, tonlarca ürünün arasında saatlerce numune alıyor, donan parmaklarıyla form dolduruyordu. Üzerine giydiği ağır iş kıyafetleri ve ayağındaki çelik burunlu çizmeler, gençliğini ve kadınlığını adeta görünmez kılıyordu.
Bir kış gecesi, sebze kasalarını taşıyan bir forkliftin kontrolden çıkması sonucu devrilen tonlarca malın altında kalmaktan son anda kurtuldu. Ancak bacağından yaralandı ve üzerindeki kontrol formları çamur içinde kaldı. Hal esnafının "Buralar sana göre değil kızım, git evine otur" diyen küçümseyici bakışları ve müdürün tazminatsız işten çıkarma tehdidi ruhunu ezdi. O gece, sabaha karşı dondurucu ayazda otogardan kalkan otobüslerin motor seslerini dinlerken bir bankta oturdu. Bacağındaki sızıya rağmen pes edip memleketine dönmeyi reddetti. İrem, o soğuk hava depolarından çıkıp kendi laboratuvarını kuracağı günün hırsıyla ertesi gece yine o çizmeleri giyip hal binasının yolunu tuttu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.